Blog

   Bir önceki yazıda Ayurveda’ya kısa bir giriş yapmıştık ve mana bilgisinin madde bilgisine etki edebilme gücüne dikkat çekmiştik. 

    Bu yazıda ise kısaca Ayurveda’nın tarihine değineceğiz.


Vedalar olarak aşina olduğumuz antik Hint bilgisi, m.ö 7000-12000 yılları arasında yazılı ve sözlü olarak varolmuş kültürel ansiklopedilerdir.

4 çeşit veda vardır:

-Rigveda: mantralar, ritüeller, ilahiler

-Saamveda: vokal, dans ve enstrüman çalışmaları

-Yajuurveda: savaş sanatları, savaş teknikleri, silahlar

-Atharvaveda: tıbbi bitkiler (Ayurveda; Atharvaveda’nın bir alt koludur.)

Ayurveda’nın Tarihi

Ayurveda tarihi, daha çok bir mitoloji olarak kayıtlara geçmiştir.

Bu hikayeye göre 5000 yıl önce dünyayı yozlaşma ve büyük bir hastalık sarmıştı.

Binlerce insan ölüyordu ve insanlık yok olmanın sınırına gelmişti. 

Bunun üzerine dönemin bilge insanları Himalayalarda bir konferans için bir araya geldiler. 

Kayıtlara göre bu toplantıda avrupa kıtasından da bir doktor bulunuyordu ve toplantının düzenleyicisi Atreya idi. 

Konferansta tanrıların kralı Indra’dan bilgi istenilmesine karar verildi. Bunun için katılımcılardan Bhardwaj Indra’ya gitti.

Metaforik bir sıraya bağlı olarak Brahma’dan Daksha’ya, Ashvini ve Kumara’dan, Indra’ya, Indra’dan Bhardwaj’a ve en sonunda Atreya’ya bir bilgi zinciriyle Ayurveda tamamlandı.

Atreya’nın 6 öğrencisi vardı ve herbiri bir kitap yazdı.İçlerinde en çok Agniwesh isimli öğrencisinin kitabı tanınır oldu.

M.ö 2500-1500 yıllarında Charaka başta olmak üzere Agniwesh’in kitabı pek çok kez farklı kişiler tarafından elden geçirildi ve en son haliyle Ayurveda 8 kola ayrıldı:

1- İç organ hastalıkları

2- Çocuk hastalıkları

3- Görünmez hastalıklar(bakteriyel, enfeksiyonlar ve psikoloji)

4- Kulak burun boğaz hastalıkları

5- Cerrahi hastalıklar

6- Zehir bilgisi

7- Yaşlandırma önleyici, yenileyici tıp

8- Afrodizyaklar

Ayurveda’nın bu engin sularından elimizden geldiğince bilgi aktarmaya devam edeceğiz.

Pek çok bilginin istesek de istemesek de hayatımıza sızdığı, farkında bile olmadan bizleri manipüle ettiği bir çağda yaşıyoruz.

Bu kadar çok bilginin arasından özellikle bedene ait doğru ve faydalı olanı nasıl ayırt edeceğiz?

Bu sorunun cevabını Ayurveda ile tanıştıktan sonra aldım. Ayurveda bana doğru bilginin nasıl etkileri olabileceğini gösterdi. Özetleyeyim:

  • Bilgi, bilme yöntemleri ve uygulamaları sunuyorsa: yani akıl yürüterek, analiz ederek, gözlemleyerek ve farkederek bizi otoritelere bağımlı olmaktan azad ediyorsa,
  • Doğa ile ilişkimizi güçlendiriyorsa,
  • Herşeyi karşıtlıklar üzerinden düşünmekten bizi bütüncül düşünmenin dingin ve keskin alanına çekebiliyorsa,
  • Daha az ‘ama’ dedirtiyorsa, çok konuşmanın boş konuşmak olduğunu fark ettiriyorsa,
  • Hayatta daha kararlı, ancak daha esnek olmamıza yol açıyorsa,
  • Anlam üretmenin, yani maneviyatın sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir unsuru olduğunu fark ettiriyorsa,
  • Öğrenmeye teşvik ediyor, ancak tek otorite olarak kendi iç sesimizi, özümüzün ihtiyaçlarını gözetmemizi istiyorsa…

Bu bilgi geliştiren, büyüten ve bağımsızlaştıran bilgidir. Sadece yeme içme konularında değil, tüm hayatımızda bizleri daha cesur ve korkusuz kılacak, neşe içinde kendimizi tanımamıza yardımcı olacaktır.

Ayurveda binlerce yıllık bir günlük yaşam bilimidir. Ayu-hayat, veda-bilgi demektir ve tam da vadettiği kadar temel, analitik, sade bir düşünme biçimini anlatır.

Milattan önce 2500 yıllarında yaşamış olan Charaka, Ayurveda’nın babası kabul edilir.

Ve der ki:

"Hayat bilincin devamlılığıdır. Zihin, beden ve ruhun bütünlenmesidir. Bunların ayrışması ölümdür."


Ayurveda 2 temel amaç gözetir:

-Hastalığın önlenmesi.

-Hastalığın tedavisi.

Charak’a göre ise bir insanın hayatının 4 temel amacı olmalıdır:

-Erdem.

-Kaynak edinmek için erdemli çalışma.

-Erdemli arzuların tatmini.

-Tüm arzulardan özgürleşme, kendin olma.

İşte Ayurveda hayatın fiziksel, duygusal, sosyal ve spiritüel alanlarını harmanlayan, sağlığın bunların doğru karışımı olduğunu gösteren bir bilimdir.

İnsan spiritüel alanda tamamlandığı zaman, hayatın diğer alanları kendiliğinden ve kolaylıkla dengeye gelir.

Peki spiritüellik nedir?

Bu kelime yerine kökünü mana(anlam)dan alan maneviyat kelimesiyle devam edeceğim.

Maneviyatın temelleri:

-Amacı olan hayat.

-Hakikat bilgisi, hayatın herhangi bir alanında hakikat arayışı.

-Manevi(manaya dair) tüm bilgilerdeki mükemmelliği görebilme.

-Hayatta boşluk olmaması, tatmin olma ve şükran duygusu.

-Ben kimim sorusunun yanıt bulması.

Ayurveda maneviyatı böye tanımlıyor ve hatırlatıyor:

Hayatta manevi bir beslenme, arayış, yönelim içermeyen tüm işler üzüntü ve yıkım getirir. Gerçek yorgunluk geçici olanı kalıcı kılmaya çalışmak ve sonsuz olan mana dünyasından uzaklaşmaktır.

Bu bir Ayurveda’ya giriş yazısıdır. Bir sonraki yazıda Ayurveda’nın tarihi ve felsefesiyle devam edeceğiz 🙂

 

Sergio Bambaren'in GÖKSEL ÖYKÜLER KİTABINDAN ALINTIDIR.

Birkaç yıl önce Himalaya Dağlarının yükseklerindeki bir tapınağı ziyaret ediyordum. Zorlu bir tırmanış olmuştu. Tapınağa varmamız üç günümüzü almıştı, gündüzleri gittikçe artan sıcak ve dondurucu geceler bizi tapınağın olduğu dağın tepesine varmak için bütün fiziksel gücümüzü kullanmaya zorlamıştı. Ve şimdi orada, tapınağın kapılarındaydık.

Yaşlı şerpamız Chandra’ya, “Sonunda dağı fethettik!” dedim.

Chandra, “Hiçbir zaman dağı fethedemezsin. Sadece kendini fethedersin,” diye yanıt verdi.
Chandra bize bunun geceyi kentin kapılarında geçirmek için iyi bir gece olduğunu söyledi, biz de tapınağın dışında kamp kurup rahiplerle ertesi sabah görüşmeye karar verdik. Kampımızı düzenledik ve ısı hızla düşerken bir ateş yakıp ateşin etrafında toplandık. Kendime kahve yaptım; yak derisinden paltolar giymiş şerpalarsa yatmaya gitmeden önce biraz sıcak çay içtiler.

9510c3489d6d8c6a7c83e3d932290edb
...continue reading

selen

Sistemin bizim çeşitliliğimizi azaltmaya çalıştığı günümüzde; kültürel, etnik ve bireysel yaşantılarımızda hissettiğimiz ve unutmaya başladığımız kıymetlerin tükenişini, sofralarımızda ve damak tadımızda da deneyimliyoruz. Besin değeri düşen gıdaların kökenine indiğimizde, tohum çeşitliliği açısından da önemli kayıplar verdiğimizi görüyoruz.

...continue reading